19 MAYIS TA ÇIKAN ÖNEMLİ BİR ESER "ZOGU ve ATATÜRK"
“Atatürk’ün doğumunun 125’nci yıl dönümü” nedeniyle hazırlanan bu değerli eser; 19 Mays 2007 tarihin de okurlarına sunulmuştur.
KRALLIKTAN CUMHURİYETE
TARİHTE İZ BIRAKAN DOSTLUĞUN MİMARLARI
ZOGU ve ATATÜRK
TAYFUN ATMACA
BASKI:1. Baskı
ISBN: 978-975-94215-1-9
FİYATI: 15.-YTL
TEKNİK ÖZELLİKLER: 330 shf, 50 adet fotoğraf var, 21 x 14 cm.
İSTEME ADRESİ:
Seyran Cd.No.90/1 Seyranbağlarıı/ANKARA
TEL.0312 437 00 82
FAX: 446 19 69
E-POSTA: akecan2004@hotmail.com
POSTA ÇEKİ HESAP NO:1018001
Yazar, Tayfun Atmaca; Arnavutluk-Tiran Bölge Program Koordinatörlüğünde Koordinatör Yardımcısı (2004-2006) olarak görev yaptığı tarihlerde Arnavutluk arşivlerin de yaptığı araştırmalarını kitaplaştırdı.Kitap ; tarih de Türkiye ve Arnavutluk ilişkilerine değinerek; Atatürk'ün ilk Cumhurbaşkanlığı sırasında Arnavut Kralı Zogu ile olan yazışmalarını, günümüze Kadar olan Arnavut basınında çıkan Atatürk hakkında haberlerin bibliyografisi ... gibi çok önemli konular içeriyor. Türkçe olarak yayınlanan eserde; dönemin tüm tarihleri de en iyi şekilde özetlenmiş bulunuyor. Bu şimdiye kadar, ATATÜRK hakkında Arnavutluk konulu kaynakların yayımlanmadığı ilk temel başvuru kaynağı özelliğini taşıyor.
Başarılı bir çalışmanın ürünü olan eser, 19 Mayıs tarihinde ilk defa satışa sunulmuştur.
Sn.Atmaca, halen, TİKA (Başbakanlık Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı) da Arnavutluk Masası uzmanı olarak görev yapmakta olup; bugünler de Bakü Devlet Ünv. Uluslar arası İlişkiler-Doktora tezini vermektedir.
"Yirminci Yüzyıl Sonunda Azerbaycan-Türkiye Münasebetleri (1993-1998"
"Küreselleşme Çağında Türkiye Azerbaycan"
"Türkistan'ın Piri Hoca Ahmet Yesevi ve Külliyesi"
"Orta Asya'dan Esintiler"
"Teknik Yardım Projelerinin Hazırlanması, Uygulanması, İzlenmesi ve Değerlendirilmesi"
"Kazakların Uyanışı"
"Kırgızistan'ın Doğuşu"
"Sultan Sancar Türbesi "
"Tarihi Hoşgörü ile Yazmak" Fermanlar,
"Zamanın Durduğu Mekan-Ethem Camii ve Saat Kulesi",
"Osmanlı'dan Arnavutluk'a -Tarihi Hoşgörü ile Yazdık…",
"Hacı Bektaş-ı Veli- Makalat",
"Arnavutluk'ta Sosyal Hayat"
"Balkanların Anahtar Ülkesi Arnavutluk" ... gibi Uluslararası ilişkiler konusunda yayınlanmış eserleri dışında; Orta Asya, Doğu Avrupa, Balkanlar ve Kafkasya üzerine dikkat çeken çok sayıda önemli makaleleri bunmaktadır
Sn.Tayfun ATMACA; bu kıymetli eserinin satışından elde edilecek gelirinin bir kısmını AVRASAYA EĞİTİM İŞBİRLİĞİ DERNEĞİ'MİZE BAĞIŞTA BULUNMA NEZAKETİNİ GÖSTERMİŞTİR.Kendilerine bu nazik davranışından, ayrıca böyle bir değerli eseri 19 Mayıs gibi anlamlı bir günde okurlarına kazandırdığından dolayı teşekkür eder, başarışlarının devamını dileriz.
Saygılarımla.
Süleyman Merdanoğlu
Avrasya Eğitim İşbirliği Derneği
Genel Başkanı
Bu çalışma,
“Atatürk’ün doğumunun 125’nci yıl dönümü”
anısına hazırlanmıştır.
KRALLIKTAN CUMHURİYETE
TARİHTE İZ BIRAKAN DOSTLUĞUN MİMARLARI
ZOGU ve ATATÜRK
TAYFUN ATMACA
KRALLIKTAN CUMHURİYETE
TARİHTE İZ BIRAKAN DOSTLUĞUN MİMARLARI
ZOGU VE ATATÜRK
Biz Arnavut milletini severiz, kardeş tanırız, kendimizden uzak görmeyiz. Devlet ve millet olarak kuvvetlenmesini ve terakki etmesini ve Balkanlar’da layık olduğu mevkii kuvvetle, bilhassa müstakil, emniyetli bir surette almasını ciddi ve kat’i olarak isteriz.
Kemal ATATÜRK, 1934
***
Beş asır Arnavut milletinin vahdetini (birliğini) Türkiye muhafaza etmiştir. Türkiye olmasaydı Arnavutluk kendisini ne Slav istilasından kurtarabilirdi, ne de Latinlerin Arnavutluk’u harita-i cihandan silmelerinin önüne geçebilirdi. Varlığımızın esasını Türkiye’ye medyunuz (borçluyuz).
Ahmet ZOGU, 1934
Bu çalışmayı,
Balkanlarda şehit düşen
kahraman Türk askerlerinin aziz ruhlarına
ithaf ediyorum.
TAYFUN ATMACA
ANKARA-2007
İÇİNDEKİLER
İÇİNDEKİLER 6
TAKDİM “Turan Yazgan” 9
TAKDİM “…………………..” 11
TAKDİM “…………………..” 13
ÖNSÖZ 15
ÖZET 19
ARAŞTIRMA PROBLEMİNİN ORTAYA KONMASI 22
1. PROBLEMİN DURUMU 22
2.ARAŞTIRMANIN AMACI 23
3.ARAŞTIRMANIN ÖNEMİ 23
4.ARAŞTIRMANIN KAPSAMI 24
5.ARAŞTIRMANIN ANA HEDEFİ 24
ARAŞTIRMA YÖNTEMİ 25
YÖNTEM 25
VERİLERİN TOPLANMASI, ÇÖZÜMLENMESİ VE YORUMLANMASI 25
ARNAVUTLUK 26
BİRİNCİ BÖLÜM
1. GİRİŞ 33
1.a Genel Özellikleri 33
1.b Arnavut isminin tarihdeki yeri 34
1.c Dil 35
1.d Edebiyat 35
1.e Arkeoloji ve güzel sanatlar 36
İKİNCİ BÖLÜM
1.Tarihin Derinliklerinde Arnavutlar 37
1.a Pellazg’lar 37
1.b İlirialılar ve onların soyu 38
1.c İliria’nın Epir devleti 39
1.d İliria’nın Dardania Kralığı 39
1.e İlirialıların devamı Arnavutlar 39
2.Roma İmparatorluğu yönetim altındaki İliria (Arnavutluk) 40
3. Bizans İmparatorluğu Döneminde Arnavutluk 41
4. Balkanlar’a Slavların gelmesi 42
4.a Arnavutluk ve Bulgaristan Kralığı ( 9-10. yy.) 43
4.b Balkan Devletlerin kuruluşu 43
(1) Raş Sırbistan devleti 43
(2) Arber Prensliği(Arnavut Prensliği) 44
(3) Arta’nın(Epir) Despotatı ve Arnavut Prensliği 44
4.c Ortaçağ’da Arnavut Mülteciliği 45
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
1. Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Arnavutluk 47
1.a Osmanlıda Özerk Bölgeler 49
1.b Osmanlı Dönemi’inde Arnavutların Dinsel yapısı 49
(1) Katolik kilise 49
(2) Ortodoks kilise 49
(3) Arnavut bölgelerinde İslamiyet’in yayılması 49
1. c Tanzimat Dönemi 52
2. 1870 yıllarında Doğu krizi ve Arnavut topraklarının parçalanması tehdidi 53
2.a Arnavutluk’u parçalamak için yapılan planlar 53
2. b Doğu krizi 53
2.c Budapeşte Antlaşması (1877) 54
2.d Aya Stafanos Antlaşması 54
2.e Prizeren Arnavut Birliği 55
2.f Berlin Kongresi 55
2.g Berlin Kongresinden sonra olaylar 56
(1) Plav ve Guci savunması 57
(2) Hot ve Grud savunması 58
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
1. Komünizm Öncesi Arnavutluk (1912-1944) 59
1.a Arnavutluk’un Bağımsızlığını Kazanması 59
1.b Arnavutluk’un tanınması 62
(1)Londra Konferansının Kararı(1912-1913) 62
1.c Birinci Dünya harbinin sonunda Arnavutluk 64
(1) İtalya ve Hırvat-Sloven-Sırbistan Krallığına karşı Arnavut mukavemeti 65
(2) Kosova’nın fethedilmesi 66
BEŞİNCİ BÖLÜM
1.Ahmet Zogu - Hayatı ve Arnavutluk için yaptığı işler 67
1.a Zogu Hanedanı 67
1.b Galatasaray mekteb-i sultanisi yılları 68
1.c Şehzadeler okulu Galatasaray 69
2. Ahmet Zogu etkisinde Arnavutluk (1920-1939) 73
2.a Parlamenter Demokrasi Dönemi (1920-1928) 73
2.b Muhabirimiz Ahmed Zogu 74
2.c Diktatörlük Dönemi (1928-1939) 76
3. Arnavutluk'un İtalya tarafindan işgali 84
3.a İşgaller karşısında komünizmin yükselişi 85
3.b Kral Zogu’nun ülkeyi terk etmesi 87
ALTINCI BÖLÜM
1. Türkiye Cumhuriyeti’nin Arnavutluk Cumhuriyeti ile ilişkileri (1920-1938) 91
1.a Arnavutluk-Türkiye ilişkilerinde sıkıntılı dönem (1920-1938) 91
YEDİNCİ BÖLÜM
1.Türkiye’deki reform hareketinin Arnavutluk'taki yankıları 103
1.a Arnavutluk ile Türkiye arasında diplomatik ilişkilerin kurulması ( 1923 - 1926 ) 107
1.b Arnavut - Türk ilişkileri (1931 - 1934 ) 114
SEKİZİNCİ BÖLÜM
1. Arnavutça kaynaklarda Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk 121
1.a Eğitim Bakanlığının onayladığı kitaplarda 122
1.b Basında 125
1.c Tarih konulu kitaplarda 127
SONUÇ 131
ARNAVUTLUK KAYNAKLARINDA ATATÜRK BİBLOGRAFYASI 135
EKLER 179
FOTOĞRAFLAR 325
TAKDİM
“Arnavutluk Hükümetine gelince: Bu İslâm hükümeti halkı ile yüzyıllarca beraber yaşadık. Uzun süre kendileriyle hayatımızı birleştirdik ve alın yazılarımız bir idi. Aynı dinden olan bu halk ve hükümetin varlığını koruması ve mutluluğunu sağlaması için bize bağlı olduğu gerçeğini anlaması gerekir. Bu günkü güç durumlarının doğuracağı acıklı zorunlu hallerden kurtulmaları için önlemler alınacaktır. Bunu kuvvetle ümit ederim.”
Mustafa Kemal Atatürk
1383 yılından başlayarak 28 Kasım 1912 tarihine kadar Osmanlı idaresinde kalan ve her zaman Osmanlı idaresi tarafından eşit muamele görmüş Arnavutların Osmanlı sonrası ilk dönemini ayrıntılarıyla inceleyen bu çalışma hiç şüphesiz büyük bir boşluğu dolduracaktır. Yine çalışmanın bir yönü de Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal’in yeni bir devlet olan ve krallıkla yönetilen Arnavutluğa karşı dış politik duruşunu göstermesidir. Mustafa Kemal’in bu tutumu, günümüz devlet idarecilerine örnektir. Çalışmanın bir diğer önemli yanı ise, yakın tarihimizde bizden parça olan Arnavutluk’un bizden aşama aşama kopuşu ve bu kopuşun siyasi ve sosyal sonuçlarının bilimsel olarak incelenmesi; bu sürecin Türk ve Arnavut milletinde bıraktığı derin izlere yer vermesidir.
Türk milleti Arnavutları sadece Osmanlı döneminde değil, Cumhuriyette de eşit birer vatandaş görmüş, bir emanet gibi kendine sığınanı korumuştur. Bu çalışmada genç ve ufku parlak araştırmacımız Tayfun Atmaca Osmanlı sonrası, Arnavutların bizden en azından hissi olarak ayrılmadığını göstermiştir. Balkanlar gibi tarihi her döneminde milletlere güç kazandırmak için savaş olanı olmuş bir coğrafyada yaşamaya çalışan bu ülkeyle tarihi ortak geçmişin yanında gelecekte stratejik birlikteliğimizin köklerini de Atatürk’ün öngörüsüyle ortaya koyarak önemli bir görevi yerine getirmiştir.
Hiç şüphesiz bu tür çalışmalar, Osmanlı devletini kuran Türklerin yönettikleri halkları nasıl adilce idare ettiğini ispat etmektedir. Bu adilane idare Arnavutların Türklerden ayrılsa da ilgilerinin hala ülkemizle olmasıyla anlaşılabilir ve bu çalışma bu yönüyle de dikkate değer bulunmalıdır.
Bu gün de Gazi Mustafa Kemal’in tespitleri Arnavutluk devletiyle Türkiye arasında sosyal siyasi ve iktisadi ilişkiler için birer anahtardır. Önemli olan bu anahtarların ehil idareciler tarafından yerli yerinde kullanılabilmesidir. Genç araştırmacımız Tayfun Atmaca’ya tarihimize ışık tutan bu çalışma için hepimiz müteşekkiriz.
Prof. Dr. Turan YAZGAN
ÖNSÖZ
Tarihten gelen ortaklığın din, örf adet ve geleneklerimizle bir-leştiği nadide ülkelerden biri de Arnavutluk olmuştur. Birinci Dünya Savaşı sonunda Arnavutluk ve Türkiye savaş galipleri büyük devletlerin ve Sırp, Yunan devletlerinin kendi arala-rındaki pazarlıkları ve ilhak planları sonucunda ulus olarak kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyordu. Bu planlar 26 Nisan 1915 tarihli ünlü Londra Antlaşması gibi gizli antlaşmalarda belirlenmişti. 1878 yılı Berlin Kongresi’nde ve 1913 yılı Londra Büyükelçiler Konferansı’nda ilk adımları atılan ve Arnavutluk’un ortadan kaldırılmasını hedef alan Londra Antlaşması, 7. maddesiyle, Arnavutluk’un tam parçalanmasını öngörüyordu. Antlaşmanın 3. maddesi İtalya’nın Anadolu’da alacağı toprakları da içeriyordu.
Barış antlaşmaları ve Paris Konferansı, gizli antlaşmaların öngördüklerini kesinleştirmek ve yaşama geçirmek için çalışmaya başladı. Arnavutluk ve Türkiye siyasal-ulusal açıdan ölüm cezasına çarptırıldı. Yenik devlet olarak Türkiye, Mustafa Kemal’in söylediği gibi, Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmasının bedelini ödüyordu. Bu arada, Arnavutluk haritası güçlü devletlerin egemen olma mantığından hareketle, yeniden parçalanmak için diplomasinin yeşil masasına konuldu.
Ulusal ölümle karşı karşıya bulunan Arnavut halkı ve Türk halkı, kendi anayurtlarını kurtarmak için, ölüm kalım savaşına katılmak için ayağa kalktı. Kendi kaderleri ile baş başa kalan iki ülke büyük bir azmin sonunda ayakları üzerinde kendi insanları ile kurtuluş mücadelesini verme başarısı gösterdi. Arnavutluk’un ulus olma mücadelesi ve daha sonrasında devam eden ülke içindeki siyasi gelişmeleri yakından takip eden Mustafa Kemal 1 Mart 1922 günü TBMM’nin 3. oturumu açılışında yaptığı konuşmada, Arnavutluk halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesi ile ilgili Türk halkının tutumunu belirterek, Arnavutluk’un güçleneceği ümidiyle, Arnavutluk ile ilişkilerini düzeltme isteğini dile getirdi. Bu konuşması henüz Cumhuriyetin ilan edilmediği Kurtuluş Savaşı’nın yeni sona erdiği bir döneme rastlaması açısından büyük önem taşımaktadır. Konuşması şöyledir:
“Arnavutluk Hükümetine gelince: Bu İslâm hükümeti halkı ile yüzyıllarca beraber yaşadık. Uzun süre kendileriyle hayatımızı birleş-tirdik ve alın yazılarımız bir idi. Aynı dinden olan bu halk ve hüküme-tin varlığını koruması ve mutluluğunu sağlaması için bize bağlı olduğu gerçeğini anlaması gerekir. Bu günkü güç durumlarının doğuracağı acıklı zorunlu hallerden kurtulmaları için önemler alınacaktır. Bunu kuvvetle ümit ederim”
Bu mücadelelerin sonunda Arnavutluk belli bir süre için “krallıkla”, Türkiye ise “cumhuriyetle” yönetilme şeklini seçti. Bu süreç içerisinde ülkesinde krallığını ilan eden Ahmet Zogu’nun siyasetine karşı Atatürk’ün takındığı doğru ve ilkeli tutum nedeniyle Türkiye-Arnavutluk ilişkileri, gelişmedi. Türkiye Cumhuriyeti ve Arnavutluk Cumhuriyeti arasındaki ilişkilerin Atatürk döneminde zaman zaman kesintiye uğramasının sebebi iki ülkenin ulusal çıkarları değildir. Atatürk’ün de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde söylediği gibi iki ülkenin ulusal çıkarları birbirleriyle işbirliğine dayanmaktadır.
Ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti yeni bir cumhuriyettir. Atatürk, Cumhuriyet fikrinin halk arasında yaygınlaşmasını ve benimsenmesini istemektedir. Arnavutluk’da Cumhuriyetten krallığa geçiş karşısında kendi siyasal tutumunu belirlemek durumunda kalmıştır. Türk ve Arnavut halkları arasındaki yüzlerce yıllık beraberlik sebebiyle iki ülkede ortaya çıkan gelişmeler birbirini doğal olarak etkilemiştir. Cumhuriyet fikrinin Arnavutluk’ta çok fazla taraftarının bulunması da Krallık için siyasi bir tehdittir. İlişkilerin gerginleşmesinin sebebi yalnızca, ülkelerin siyasi yapılarındaki farklılıklardan kaynaklanmıştır.
Arnavutluk'ta kraliyet rejiminin ilan edilmesi sürecinde, bu gelişmelerin Mustafa Kemal tarafından tasvip edilmemiş olması, bazı kralcı çevrelerin iddia ettiği gibi onun Arnavut aleyhtarı bir tutum takındığını göstermemektedir. Bilakis bu tutum rejimin değişimini kabul etmeyerek, krallık iktidarına karşı savaşmaya devam eden Arnavut milletini destekleyen bir tutumdu; çünkü Mustafa Kemal'in takındığı bu kararlı ve temel tutum krallık devrinde bütün Arnavut milletinin istek ve duygularını ifade eden ve Arnavutluk'un dışında yaşayan Arnavut halkı tarafından da tamamen onaylanan bir tutumdu. Bu arada bilhassa "Liria Kombetare" gazetesinin ismine değinmek gerekmektedir. Arnavutluk ve Türkiye arasındaki münasebetlerin fazla sıcak olmadığı zamanlarda bile sağduyulu Arnavut basını, Türkiye'nin kaydettiği ilerlemeleri Arnavutluk’ta anlatmaya devam ediyordu. Arnavutluk’ta da Mustafa Kemal Türkiyesi'nin siyasi ve sosyal reformlarının müspet yankıları, değişik çevrelerin baskılarına rağmen, basın kuruluşlarınca olumlu bir şekilde Arnavut kamuoyuna aksettiriliyordu. Bu da göstermektedir ki Arnavut halkı ile Türk halkı arasındaki kardeşlik ve dostluk temeline dayalı işbirliği her dönemde layık olduğu karşılığı bulmuştur ve bulmaya devam edecektir.
Bu çalışmanın ana unsuru iki ülkenin ortak tarihinde yer alan ve günümüz gençlerinin haberdar olmadığı bir takım gerçeklerin tarihi belgeler aracılığı ile tekrar canlı tutmaktır. Bu çalışma ile hiçbir şekilde iki ülkenin idari ve siyasi yapıları hakkında bir eleştiri ve yanlış anlamalara neden olacak kelime oyunları yapılmamıştır. Bu araştırma ile Arnavutluk ve Türkiye halklarının gerçek dostluklarına vurgu yapılarak, tarihi süreç içerisinde gerçekleşen olaylardan bugün dahi en çok ihtiyacımız olan derslerin çıkartılması, aynı hataların yeniden yaşanmaması ve tarihi hafızamızın canlı tutulması hedeflenmiştir.
Arnavutluk ve Türkiye arasındaki dostluk ve kardeşliğin dünya durdukça yaşamasını ve sağduyulu olan iki milletin sahip olduğu gönül zenginliğinin artarak devam etmesini temenni ediyorum.
Ayrıca, bu araştırmada bana manevi desteğini veren, Leka-1 Zogo, İdriz Zyberi, Theodhora Kabashi, Evdin Cami, Valbona Mema Pandül, Ali Ohri, Fatmira Zyberi ve Arnavutluk Devlet Arşivi’nde bulunan tarihi belgelere ulaşmam konusunda gerekli yardımlarını esirgemeyen iki özel dosta, Arnavutluk Devlet Arşivleri Genel Müdürü Prof. Dr. Nevila Nıka ile Arnavutluk Tarih Enstitüsü Üyesi Prof. Dr. Şaban Sınanı’ ye teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.
Öte yandan, söz konusu araştırmanın ortaya çıkması noktasında bana gerekli olan imkanı ve desteği veren Emekli Tuğgeneral Osman Güngör Feyzoğlu, Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, Prof. Dr. Anıl Çeçen, Prof. Dr. Turan Yazgan, Dr. Mustafa Şahin, Dr. Mehmet Aysoy, Dr. Şakir Yılmaz, Yaşar Türkkorur, Mustafa Kenan Atmaca, Gamze Yılmaz, Süleyman Merdanoğlu, Ahmet Duyar, Abdullah Kavaklı, H. Erkan Fıratlı ve iki özel insana Prof. Dr. Beşir Atalay ve Dr. Hakan Fidan beyefendilere özel olarak teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.
Tayfun ATMACA
Nisan 2007/ Ankara
ÖZET
Avrupa Kıt’asının beş büyük yarımadasından biri olan Balkan Yarımadası, Orta Avrupa’ya ve Akdeniz’e uzanan jeostratejik konumu ile önemli bir yere sahiptir. En eski Avrupa uygarlığı bu bölgede doğmuştur. İkinci Dünya Savaşı’nda önemli bir rol oynayan Balkan Yarımadası, Birinci Dünya Savaşı ile noktalanan daha önceki birçok savaşın da çıktığı yerdir.
Rusya’nın emperyalist dürtülerle Güney Slavlarını, kendi nüfuzu ve Sırpların egemenliği altında, bir Güney Slavları birliği halinde toplamak için kurulmasına çaba gösterdiği “Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı” ve daha sonraki “Yugoslavya Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’nin” iç ve dış sınırlarının, jeopolitik faktörler gözetilmeksizin çizilmesi, başka bir deyişle, Yugoslavya Federasyonu’nun, etnik grupların amaç ve iradeleri gözetilmek suretiyle değil; Lenin ve Stalin’in yaptıkları gibi, yukarıdan empoze edilmek suretiyle kurulması, bölgenin kararsız ve karmaşık doğasının önemli nedenlerinden biri olmuştur.
Karmaşık etnik kökenlerin yarattığı ve farklı dinsel inançlarla pekişen milliyetçilik hareketleri; ayrıca, özellikle Josip Broz Tito’nun yaptığı ve çok yakın geçmişte de Sırpların, Müslüman Boşnakları ve Kosovalıları yerlerinden sürmek ve öldürmek suretiyle yeniden yapmaya çalıştıkları ideolojik ve stratejik amaçlı nüfus kaydırmaları, kültürel ve sosyal farklılıklara ve sürtüşmelere yol açmaktadır. İşte bütün bu iç sürtüşmeler ve dış müdahaleler ile bunların yarattığı kararsızlık, Balkan siyasetinin ve stratejisinin egemen niteliğini teşkil etmektedir. Bu nedenle, bugün de, dün olduğu gibi, istisnasız bütün Balkan devletleri arasında, ikili ya da çok yanlı, toprak, sınır ve azınlık sorunları vardır.
Balkanlar henüz uluslaşma sürecini yaşamaktadır. Soğuk Savaş döneminin simgesi olan Berlin duvarının 1989 yılında yıkılmasıyla iki kutuplu dünya düzeninden, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından temsil edilen tek kutuplu dünya düzenine geçilmiştir. Yeni dünya düzeninde komünizm ve sosyalizm gibi ideolojik akımlar yerine; demokrasi, serbest pazar ekonomisi, insan hakları ve uluslararası alanda işbirliği gibi kavramlar önem kazanmıştır. Dünya üzerinde arzu edilen devamlı barış ve huzurun, bu kavramların mümkün olduğunca fazla ülkeye yayılmasıyla mümkün olacağı inancı yaygınlaşmıştır. Birleşmiş Milletler’in (BM) etkinliği artmış, uluslararası normlar ve kurallar, üye ülkelerin artan yaptırım gücü ile etkin olarak desteklenmeye başlamıştır.
Bölgeselleşme ve küreselleşme süreçleri ivme kazanmıştır. İletişim teknolojisinde kaydedilen baş döndürücü ilerlemeler insanlığın önünde yeni ufuklar açmakta ve gerçek anlamda bir bilgi çağının doğmasına neden olmaktadır. Dünya hızla küçülmekte ve malların, hizmetlerin, sermayenin, insanların ve bilginin serbest dolaşımında sınırların kalktığı bir ortam ortaya çıkmaktadır.
2020 yılında dünya üretiminin % 60’ının, doğu ülkeleri tarafından karşılanacağı hesaplanmaktadır. Bu nedenle doğu ile batının bütünleşmeye gitme fikri daha fazla değer görmeye başlamıştır.
Barış ortamının devam ettirilmesi, sınırların değişmezliği, silahlanma yerine ekonomik kalkınma, tüm ülkelerin arzu ettiği hususlar olmuştur. Soğuk Savaş sonrasında karşı ittifaktan gelen tehdidin ortadan kalkması, ülkeleri daha bağımsız hareket etmeye yöneltirken, ülke içinde tarihe dayanan etnik düşmanlıkların yeniden su üstüne çıkmasına ortam yaratmıştır. BM’nin gündemine; Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun (BMGK) genişletilmesi ve üye sayısının artırılması, çatışmaları önleyecek tedbirlerin alınması, BM’nin Barışı Koruma Harekatlarını daha etkin şekilde yerine getirmesi, uluslar arası barış ve güvenliğin idamesi, uluslararası hukukun uygulanması, insan hakları ihlallerinin takibi, terörizm, organize suçlar, uyuşturucu ve çevre sorunları gibi yeni boyutlar kazanan tehditlerle mücadele konuları gelmiştir.
Balkanlar’ın rahat ve huzuru, ancak jeopolitik ve tarihi faktörlere göre ve barışçı yol ve yöntemlerle yapılacak düzenlemelerle ve bunun için de, her şeyden evvel, Balkan ülkeleri ve ulusları arasında güven ve işbirliği ruhunun yaratılması ile sağlanabilir.
Öte yandan, araştırmanın önemli bir noktasını oluşturan ve günümüzde de ders çıkarılması gereken ana konu, Balkanların özellikle de Arnavut nüfusunun yoğun olduğu bölgede ve Arnavutluk tarihinin dönüm noktasını oluşturan 1920-1939 yıllarını kapsayan Kral Zogu döneminde yaşananlar ve yapılan siyasi, askeri ve diplomatik hataların bir ülke kaderini nasıl etkilediğini anlamak açısından büyük önem taşımaktadır.
Aynı dönemde büyük sancılarla doğmayı başaran yeni Türkiye’nin izlemiş olduğu rejim sisteminin halen daha günümüzde, gıpta ile bakılan ve geri kalmışlıktan kurtulamayan bir çok dünya ülkesi için özlenen bir rejim olmayı başarmış olan “cumhuriyet” idaresi için ne tür fedakarlıkların yapıldığı ve sonucunda da ne gibi başarıların elde edildiği, araştırmada irdelenmekte ve iki ülkenin günümüzde içinde bulundukları sosyo-ekonomik durumlarının tahlili bize tarihi süreç içerisinde rejimden kaynaklanan gereksiz kesintilerin ülke insanının hayat standardının düşmesine neden olduğunu ortaya koymaktadır.







Gönderen




Logged



[




